"Roma'nın Türkçe Sesi: Ahmet Aybar ile İtalya'da Rehberlik Üzerine"
Merhaba değerli okuyucularımız. Bu hafta, İtalya'nın tarihi dokusunu Türkçe konuşan misafirlere anlatan özel bir isimle söyleştik. Yıllarca Türkiye'de rehberlik yaptıktan sonra mesleğini Roma'nın kalbinde sürdüren, lisanslı rehber Ahmet Aybar, www.belcikaninsesi.com'un sorularını içtenlikle yanıtladı.
"Roma'nın Türkçe Sesi: Ahmet Aybar ile İtalya'da Rehberlik Üzerine"
BELCİKANİNSESİ.COM ÖZEL RÖPORTAJI
Merhaba değerli okuyucularımız. Bu hafta, İtalya'nın tarihi dokusunu Türkçe konuşan misafirlere anlatan özel bir isimle söyleştik. Yıllarca Türkiye'de rehberlik yaptıktan sonra mesleğini Roma'nın kalbinde sürdüren, lisanslı rehber Ahmet Aybar, www.belcikaninsesi.com'un sorularını içtenlikle yanıtladı.
Ender Duruel (Belcikaninsesi.com): İtalya'da rehberlik yapmak bu kadar kolay mı? Gelir gelmez hemen rehber olunuyorsa, bizde bir ara gelelim…
Ahmet Aybar: Tabii, o kadar kolay değil, hatta oldukça zor ve belki Avrupa Birliği içinde Yunanistan ile beraber en zor rehberlik lisansı veren ülkelerdendir İtalya. Ancak ben zaten Türkiye'de rehber olduğum için, fazla zorlanmadım. Hatta İtalya Rehberlik Lisansımı aldıktan sonra, eşimin de desteği ve yardımlarıyla, daha da özel bir lisans olan Vatikan Lisansı, yani San Pietro ve Vatikan Müzeleri anlatım hakkını da aldım. O da ayrı ve meşakkatli bir süreçti ancak, yapacağınız derseniz, yapıyorsunuz. Bu arada benim bildiğim, tüm İtalya'da 9, ve Vatikan için ise 3 lisanslı Türkçe dilinde rehberiz.
E: Harika, sizi canı gönülden kutluyoruz. Sosyal medyadan takip ediyoruz ama okuyucularımız için bir de sizin ağzınızdan duyalım, ilginç turlar yapıyorsunuz, görüyoruz… Biraz bunlardan bahseder misiniz?
A: Tabii, ben yaşadığım konumun da verdiği avantaj ile ağırlıkla Roma ve Napoli şehirlerinde veya bu şehirler çıkışlı turlar yapıyorum. İsterseniz en klasik, bilinen ve her şeyin başladığı Sonsuz Şehir Roma'dan bahsedelim, Napoli'yi bir başka röportaja bırakalım. Misafirlerimizden Napoli, Pompei, Capri Adası, Amalfi Kıyılarına ilgi duyanlar olursa, bana yazarlar ve zevkle onlara turlarımı detaylandırırım. Roma'da, gelen misafirlerime birçok farklı tur seçeneği sunmaktayım, bu arada bu turların hepsi tarafımdan kalem alınmış ve birbiri ile kesişmeyen özgün rotalardır. Roma'da en çok tercih edilen 'Klasik Roma Turu', ki bunda Roma'nın olmazsa olmazlarını gösteriyor ve anlatıyorum. Ayrıca 'Filmlerde Geçen Bir Başka Roma' adında çok özel bir turum daha var. Bu turda da dünya çapında ünlü ve Roma temalı bazı filmlerin geçtiği tarihi mekanları ve buraların Türkiye ve Türklerle bağlantılarını parlatarak anlatıyorum. Birkaç örnek vermek gerekirse, Netflix'in popüler dizisi Emily in Paris (ki şimdi oldu Emily in Roma), Roma Tatili, Melekler ve Şeytanlar, Ye, Sev, Dua Et gibi ünlü filmlerin çekildikleri tarihi mekanları ziyaret ediyor ve hikayelerini anlatıyorum. Tabii bunların yanında, Türk misafirlerin yeni gözdesi 'Vatikan Müzeleri Turu', Golf Araçları ile yaptığım ve misafirlerin rağbet ettikleri 'Golf Cart ile Tepelerden Roma Turu', Roma'dan Floransa, Pisa, Napoli, Pompei gibi turlarım bir çırpıda aklıma gelenler.
E: Harika, turlar kulağa çok hoş geliyor ama pahalı bir şey mi, özel rehber ile tur yapmak?
A: Bu zor bir soru, kime, neye göre pahalı? Bir haftada koşarak yapılan ve tur sonrası sadece İtalya'nın otobanlarının hatırlandığı, rüzgâr gibi geçen, her şeyin ekstra satıldığı, şehrin kilometrelerce dışında konaklandığı, 30-40 kişinin bir konserve kutusu misali, otobüslere doldurulduğu basma kalıp turlara kıyas edilirse, muhakkak daha pahalı. Ancak dünyada, kaliteli hizmet alıp, sakin ve koşturmadan anın tadını çıkarmaya değer veren, sadece Instagram'a meze olmak için değil, turistik yerlerin dışına çıkarak İtalyan Kültür ve Adetlerini anlamak, öğrenmek için gezmek isteyen bir misafir portföyü de var. Bu misafirler, zamanlarını optimum değerlendirmek, kaliteli hizmet almak istiyorlar ve bunun karşılığını da vermeye hazırlar. Kaliteden anlayan ve yaşam standardına değer veren bu grup işte tam benim hedef kitlem. Oluk oluk gelen Çin Ordusu misali turist grupları değil, daha elit ve kaliteli misafirler beni/kaliteli hizmeti her zaman buluyorlar. Tabii ve doğal olarak kalitenin her zaman bir ederi var, yeter ki karşılığını alabilelim. Esasında biz bu kaliteli, değerli ve efektif hayata İtalya'da Dolce Vita yani Tatlı Hayat diyor, bunu yaşıyor ve yaşatıyoruz.
E: Peki sadece bu rehberlik hizmetini Türkçe mi veriyorsunuz?
A: Hayır, hayır olur mu, aldığım köklü eğitimin nüvesi ve varlığıyla gurur duyduğum, mezun olduğum, ocağımız, her şeyimiz İstanbul Erkek Lisesi'nde aldığım eğitimin sonucu ve doğal olarak Almanca, acenteler çok sıkıştırırsa ve mecbur kalırsam, istemeyerek te olsa İngilizcede rehberlik hizmeti veriyorum. Ama Almanca ve Türkçe at başı giden iki dilim.
E: Kulağa ilginç geldi daha iyi ve tam anlamak için soruyorum neden İngilizce biraz arka planda?
A: Şöyle ki, öncelikle İngilizce dilinde hizmet verince her milletten misafir oluyor, Arabı, Amerikalısı, Afrikalısı, Asyalısı herkes orada. Tabii çok kozmopolit oluyor gruplar ve her milletin felsefesi, beklentisi farklı oluyor, Uzakdoğulular daha az anlatım ama çok foto molası isterken, Amerikalılar bunun tam tersi beklentide olabiliyorlar. Bu da grupların harmonisini bozuyor ve benim işimi zorlaştırıyor. O sebeple mümkünse İngilizce dilini tercih etmiyorum. Almanca ve Türkçe yetiyor ve artıyor bile…
E: Peki Türk misafirler, avantaj ve dezavantajları neler? Sizin gözünüzden ve deneyimlerinizden dinlemek isterim.
A: Türk misafirleri ikiye ayıralım, Avrupalı Türkler ve Türkiyeli Türkler.
Avrupalı Türklerin alım gücü yüksek ve yeni, son on yılın misafirleri. Eskiden izin/tatil/bayramda memlekete giderken, şimdilerde biraz memleket, biraz da dünyayı tanımak istiyorlar. Duruma göre Avrupalı gibi davranırken, konu ücrete gelince iş değişiyor ve pazarlık yapmaya çalışarak, genlerinin sesini dinliyorlar. Genelde iyi niyetli ancak tarih konusunda çok hazırlıksız ve maalesef alt yapısız seyahatlere çıkıyorlar. Gidecekleri yer hakkında en ufak bir ön çalışma yapmıyor, okumuyorlar. Bir örnek ile açalım, Vatikan Müzeleri'nde anlatım yaparken, 'İsa da bir Yahudi'ydi' dediğim zaman, hayretle karşılayan, 'Emin misiniz?' diyenler oldukça çok oluyor, 'Hadi canım adam Hristiyan'dı ne Yahudisi', benim için çok bilindik bir söylem.
Türkiyeli Türklerin ise sıkıntısı ayrı, onlarda vize alamama veya zor alma sebebi ile her şeyi sıkıştırarak ve hızlı şekilde istiyorlar. Tabii bu durumu anlıyorum ancak o zaman her yeri daha az anlatmak zorunda kalıyorum ve sanki etik olarak doğru yapmadığım duygusuna kapılıyorum. Avrupalı Türkler pazarlığı denerken, Türkiyeli Türkler bu konuda bastırmıyor/bastıramıyorlar. Türkçe dilinde hizmet alabildikleri zaman ücret konusu değil, hizmet konusu daha değerli oluyor. Mesela Belçika'da yaşayan bir Türk misafirim gerekirse Fransızca'da rehberlik hizmeti alabiliyor/tercih edebiliyor, ama Türkiyeli Türk misafirimin bu şansı yok.
E: İlginç tespitler, peki bize biraz anlatır mısınız, neden İtalya ve neden Roma?
A: Öncelikle neden İtalya sorusunun cevabını arayalım. Dünyada İtalya'yı sevmeyen, İtalyan yemeklerini bilmeyen var mı? Kim Pizza'yı, Spaghetti'yi, Aperol Spritz'i bilmiyor, tanımıyor? Afrika Kabilelerinden, Eskimolara, Rusya Sibirya'sından, Avustralya Sydney Opera Binası Restoranı'na kadar herkes İtalyan yemeklerini bilir ve sever. Nedeni, niçini bir tarafa, ki onu da anlatırım ama fazla okuyucularımızı sıkmayalım, dünyada insanlara en sevilen ülkeleri sırala desek, İtalya belki ilk beşe, belki de ilk üçe girer. Mutfağı, doğası, insanı ve tabii sonsuz tarihi ile dünyanın en kapsamlı ülkelerinden, tabii bu turist ve ülke için büyük bir gelir kapısı demek. Milyonların yaz, kış bu ülkeye gelmesinin bir sebebi olmalı.
Roma özelinden bahsetmek gerekirse, dünyanın en önemli İmparatorluğunun yüzyıllarca baş şehirliğini yapmış ve her köşesi, abartısız her köşesi tarihi ve sanat eserleri ile dolu enfes bir müze şehirdir, Roma. Tarihi ve sanat eserleri yanında, doğası, manzaraları, restoranları ve tabii Katolikler için önemli bir çekim merkezi olması bağlamında, Vatikan'ı içinde barındırması ile milyonları kendine çekiyor. Zaten şehre takılan isim 'Sonsuz Şehir' boş bir ad değil, gerçekten de sonu olmayan hep bir sürpriz ile ziyaretçilerini şaşırtan bir adres burası. Birkaç hafta önce yeni bir metro hattı açıldı Roma'da, Metro C, Kolezyum/Forum Metro istasyonu bir müze tadında, saatlerce metro istasyonunda müze gibi gezilesi bir yer. Daha neler, neler…
E: Peki Roma'ya gelen bir Türk misafir neden sizi tercih etsin? Belki başka rehberler de var ve sizden daha iyiler…
A: Sevgili Ender Bey, muhakkak tüm meslektaşlarım en az benim kadar iyi ve donanımlıdır, bundan en ufak bir şüphem yok. Bu zor soruya şöyle bir girizgâh yapalım, öncelikle gelecek misafirlerin muhakkak Kokartlı/Lisanslı bir rehber ile gezmelerine değer veriyorum. Neler duyuyoruz neler, Roma'da yolunu kaybeden rehberler, grubu bırakıp kaçanlar, ücreti tahsil edip hiç gelmeyenler, grup ile kavga edenler ve daha ne hikayeler. Öncelikle liyakat ve lisansa önem veririm, siz daha ucuz diyerek kırık ayağınızı kırıkçı, çıkıkçıya mı gösterirsiniz, yoksa bir Ortopediste mi? Veya eski usul, oğlunuzu berbere mi, yoksa bir sağlıkçıya mı sünnet ettirirsiniz? Bu işler ciddi işlerdir ve 3 günlük tatili, 3 kuruş daha ucuz diyerek, zehir etmenin bir manasını görmüyorum. Maalesef her sektörde olduğu gibi bizim içimizde de YouTuber'ler, Üniversite Öğrencileri, Dönerci Yamakları, yarım yamalak Türkçeleri ile Türki Memleketlerden Gelenler rehberlik yapmaya çalışmaktadırlar. Tabii bu kaçak rehberlik işi, İtalyan Kanunlarına göre ağır bir suç ve cezası yeni çıkan yasa ile iki taraf için de oldukça ağır. Önce Lisans derim, peki neden ben, ona da gelelim? Hmm zor ama anlatmaya çalışayım. Ben yıllarca Türkiye'de Osmanlı'yı, Doğu Roma'yı anlattım burada şimdi Batı Roma'yı Doğu ile harmanlıyor ve ilginç bir sentez ile anlatıyorum. Tüm anlatımlarımda Türkiye'den örnekler ve köprüler kurarak mekânları anlatmam yaşatırım, bu benim web sitemde Misafir Yorumları kısmında yazılan ve virgülüne dokunmadan yayınladığım yüzlerce yorumlarla da sabittir. Ayrıca verdiğim taahhütlerden muhakkak fazlasını gösterir/anlatırım ve aldığım yevmiyeyi hak etmek, paramı helalinden kazanmak benim için değerlidir/kutsaldır. Ayrıca malum ben senin gibi genç değilim, yılların verdiği birikim, deneyim, tecrübe ve bilgilerin tortularını misafirlerime aktarmaya çalışırım ve en önemlisi yaptığım turlardan ben zevk almazsam, misafirler hiç almazlar mottosu ile işime başlarım. Tekrar dünyaya gelsem gene rehber olurdum. Esasında ben her turda misafirlerden önce kendimi gezdiririm. Bu kadar yeter diyelim ki, okuyucular 'Amma kendini övdü' demesin ve sıkılmasınlar. Roma'ya gelsinler ve benimle Roma'yı kendi anadillerinde bir Romalı gibi yaşasınlar ve neden ben konusuna, kendileri karar versinler…
E: Hiç bilgisi olmayan biri olarak Roma'ya geldik neler göreceğiz, bize neler göstereceksiniz?
A: Bu soruda ucu bucağı olmayan bir tarihi bana özetle diyorsun yani… Peki deneyelim. Öncelikle ikonik Kolezyum, Roma'nın ilk kurulduğu yer olan Roma Forumu, Dacia Fatihi (Araba Dacia değil, aman karışmasın) İmparator Trajan'ın Sütunu ve Pazar yeri, Meçhul Asker anıtı, Aşk (Trevi) Çeşmesi, İspanyol Merdivenleri, Dünyanın En Pahalı Caddeleri, İtalya Parlamentosu, Başbakanlık, Antik Su Yolları, kubbenin ortasının delik olması ile mimari bir mucize olan 2000 yıllık Pantheon, Melekler ve Şeytanlar ile ünlenen Navona Meydanı ve çeşmeleri, Cem Sultan'ın Melekler Kalesi ve tabii olmazsa olmaz, Kutsal Petrus Bazilikası ve Vatikan Müzeleri. Tabii hepsi aynı günde değil, aman yanlış anlaşılmasın da… Unutmadan yürüyerek ulaşamadığımız noktalara da Golf Araçları yardımıyla varıyor ve Osmanlının Hayali Kızıl Elma, Roma'nın Piramidi, Kuş Bakışı manzaraları ve her gün 12:00'da gerçekleşen Kuru Sıkı Top atışını da misafirlerime Golf Araçları ile yaptığım turlarda yaşatıyorum.
E: Yanlış anlamadıysam Vatikan dediniz, Papa'yı da görecek miyiz?
A: Bu sorulara devam edersen yakında Zeki Müren seni görecek, bundan emin olabilirsin. Zor soruyorsun ama hatırın büyük, anlatayım. Vatikan denilince esasen akla gelen Vatikan Müzeleri'dir ve bu müze kompleksinde 18 Müze ve 55 Galeri var. Burası zamanında Papaların gerçek konutuydu ancak yüzyıllar içinde Vatikan'ın tarihi eserlerinin sergilendiği bir Labirent Müze oldu. Bugün bilmeyen için, içinde yolu bulmak yarım gün sürer, o sebeple bir Labirent. Ben bu müzeler deryasını Türkleri, Türklüğü, Türkiye Coğrafyasını ve Osmanlı'yı ilgilendiren objeleri parlatarak min. 3 saatte gezdiriyorum. Tabii bu ilginç turun finali Papa'ların da seçildiği Sistin Şapeli oluyor. 10 yaşından küçük çocuklar ile seyahat edenler, tarihe ilgi duymayanlar ve yürüme engeli olanlar bence tekrar düşünse iyi olur bu müzeler deryasını. Papa yakın zamanda Türkiye'deydi ve bu sebeple Türklerin son dönemde gözdesi Vatikan Müzeleri.
E: Peki girişler sanırım ücretli, bir müzeyse eğer, o işi nasıl çözüyoruz?
A: İşte en önemli noktayı yakaladın, akıllı adamı severim. Vatikan Müzeleri Biletleri min. 1 ay önceden rezerve edilmeli, ki bazen o bile bulunamıyor. Ben bu konuda misafirlere biletleri nasıl bulacakları ve en uygun nasıl alacakları konusunda yardımcı olmaya çalışıyorum ancak biletleri herkes kendi adı, soyadı ile kendi kredi kartı ile almalı, kapıda kimlik kontrolü olabiliyor ve ada düzenlenmemiş biletli misafirleri içeriye karaborsa bilet endişesi ile almayabiliyorlar. O sebeple turunu yapacağım misafirlere yardıma varım ancak herkes bu işi kendi kredi kartı ile kendisi yapmalı. San Pietro yani Aziz Petrus Bazilikası'na giriş ücretsizdir ancak sıra olma ihtimali yüksektir ve güvenlik kontrolü sonrası giriş yapılır, benzeri bir güvenlik kontrolü Vatikan Müzeleri girişi için de geçerlidir.
E: Meraktan soruyorum, Vatikan demek Katoliklik, Hristiyanlık demek, siz bunca dini detayı nasıl öğrendiniz, bildiğim kadarıyla Konyalısınız, kulağa biraz ilginç geliyor.
A: Öncelikle Konyalı değil, Karamanlıyım. Ve insanın başına ne gelirse meraktan gelir. Şaka bir tarafa öncelikle dinler tarihine, teolojiye hep meraklıydım ve hâlen de çok meraklıyımdır. Ancak ne kadar meraklı olsan, okusan da bir yere kadar. Ben Karamanlı inançlı bir anne ve Hacı bir babanın evladıyım, bu benim için büyük bir avantaj oldu veya avantaja çevirdim. Dine olan ilgim ailemle başladı tabii burada ilk öğrendiğim din Müslümanlık oldu. Türkiye'de yıllarca Hristiyan Mabetlerini ve Hristiyan Turistleri gezdirerek temelleri sağlamlaştırdım. Tabii aldığım Alman Eğitimi'nin de buna katkısı yadsınamaz. Ancak benim eşim bir İtalyan doğal olarak Hristiyanlığı, Vatikan Müzeleri'nin en ince detaylarını öğrenirken bana yardımcı ve destek oldu. Bazen kitaptan okumak yanında olaylar ve konuları bir bilenden dinlemek daha açıklayıcı, yol gösterici oluyor. Avantajım ve hobimi bugün misafirlerime aktarıyor hem tat alıyor hem de para kazanıyorum. Mutluyum.
E: Para kazanıyorum diyorsunuz, rehberlik nasıl meslek İtalya'da para kazandırır mı? Veya siz kazanabiliyor musunuz?
A: Ender Beyciğim, sen tam mayınlı sahalara girmeye başladın, sanki suyumuz ısındı gibi, bu röportajın sonlarına geldik, hissediyorum… Kadının yaşı, erkeğin yaşı ve maaşı sorulmazmış ama sen en ince detaylara inmeye başladın maşallah. Evet, dürüst olmak gerekirse İtalya rehberlik mesleğine çok önem veren bir ülke. Nasıl vermesin, dünyada UNESCO Kültür Mirası'na en çok sahip olan ülke İtalya ve kültürünü yaşıyor ve yaşamasına değer veriyor. Tabii bu misyonun en önemli yapı taşlarından biri de rehberler. Evet rehberlik burada üst düzey ve zor ulaşılan, sıkı eğitimler gerektiren bir meslek. İtalya rehberi her zaman korur, mesela Epidemi (Virüs, Salgın) sırasında birçok ülke IBAN ile halkından para toplamaya çalışırken, çalışamadığımız için, az veya çok İtalya bizlerin hesabına para yatırdı. Bu ülkede rehber değerli ve standartların üzerinde kazanıyor. Ama beni ve meslektaşlarımı değerli kılan konuştuğumuz dil. İtalya bir Almanya, Hollanda veya Belçika değil, çok Türk ve Türkçe rehber yok, tabii kaçak göçekleri saymıyorum, onlar ile aynı kulvarda olmadığımız kesin. Az olan her şey gibi Türkçe değerli bir dil ve doğal olarak Türkçe Rehberlik esasında az bulunan nadir dillere giriyor. Bugün iyi kötü, İngilizce, Almanca, Fransızca Rehber bir şekilde bulunabilirken, Türkçe daha zor oluyor. Benim ise bir başka özelliğim daha var, ben İtalya'da Türkçe ve Almanca anlatabilen tek rehberim. Almanya'dan gelen gruplar içerisinde gençler Türkçe, yaşlılar ise Almanca dilinde kısmen zorlandıkları için, ben o gruplara biçilmiş kaftan oluyorum. Türkçe anlatırken gençlerin anlamadığını hissettiğim anda kısaca Almanca da araya sıkıştırınca, tadından yenmiyor ve herkes mutlu oluyor. Tabii bu çift dilli hizmetin bir bedeli de var, bu şekilde herkes ile beraber ben de mutlu oluyorum. Kısaca Allah bu günümüzü aratmasın, iyi bir meslek ve İtalya'da iyi kazandıran da bir meslek.
E: Sosyal Medya ve sizin paylaşımlarınızdan da takip ediyorum, çok turist geliyor İtalya'ya, okuyucularımıza hangi dönemi tavsiye edersiniz, daha az turistin olduğu?
A: Yani açık söylemek gerekirse Roma için böyle bir tarih yok, 12 ay, 365 gün 7/24 turistler bu şehirdeler ancak (kısmen) düşük sezonda var tabii. Özellikle kısmen daha az turistin olduğu zamanlar Noel ve yeni yıl sonrası, yani ocak ve şubat sonuna kadar hengame göreceli olarak azalıyor. Azalıyor denince yanlış anlaşılmasın, kuyruklar hep var ancak daha az. Neden? Malum Hristiyanların Noel ve Yılbaşı kutlamaları geçip, paraları hediye, yemek falan bitirince mecburen tasarruf yapmak zorunda hissediyor ve evlerinde kalmayı tercih ediyorlar. Tam bu düşük sezonda da Türkiye'de şubat sömestre tatili zamanı oluyor ve biz gene çalışıyoruz, yani şehir kısmen sakinleşirken bizim işlerde bir düşme olmuyor. Yani bize tatil yok. Bir durgun dönemde İtalya/Roma'da Ağustos ayı. Neden Ağustos? Malum sıcak oluyor ve gerçek İtalyanlar, (yabancılar değil) Ağustos ayında dükkanlarını, ofislerini kapatıp tatile çıkarlar. Bu İtalyanların hayatının bir parçası ve herkes bütçesine göre, Hawaii'de veya Sicilya'da deniz kıyılarında bir ay tatil yapıyor. Bunu bilen turistlerde belki biraz da sıcağın etkisi ile de kendilerini geri çekiyorlar. Ama o zaman da Uzakdoğulular coşuyorlar ve devamlı arkası arkasına Charter'lar İtalya'ya Asyalı turistleri taşıyorlar.
E: Üstad, sizinle muhabbete doyulmuyor ama yavaş yavaş sona gelelim, sizi de fazla yormayalım. Son olarak sevgili okuyucularımıza ne söylemek istersiniz?
A: Rica ederim, yıllar sonra seninle hasbihal etmek güzeldi, hiç yaşlanmayan sempatik bir kişi imajından bir şey kaybetmemiş, hatta karizmanın üstüne koymuşsun, iyi oldu muhabbet ettik, şeref verdin. Değerli okuyucularıma öncelikle sabırla bu noktaya kadar okudukları/takip ettikleri için şükranlarımı sunuyorum. Tüm değerli Belçikalı, Hollandalı Türk dostları İtalya'ya davet ediyorum. İtalya'da sizin dilinizden anlayan ve sizin isteklerinizi bilen sizden biri var. Çıkın çıkın gelin, artık Avrupa içinde uçuşlar oldukça ekonomik, Roma'ya ise her zaman uygun bilet bulunuyor. Gelmeden aklınıza takılan bir nokta olursa benden rehberlik hizmeti alın veya almayın, bunun hiçbir önemi olmadan beni arayabilir sorularınızı sorabilirsiniz. Herkese Rabbimden sağlıklı ve bol gezmeli bir ömür dilerken, saygılarımı iletiyorum…
E: Eh bu kadar davet sonrası bari telinizi, adresinizi de verin ki, tam olsun…
A: Ah Ender bey ah… Adres mi kaldı bu devirde…
Bana tüm sosyal medya platformlarında yani Facebook, Instagram, YouTube da @italyadarehber yazarak, web sitem www.italyadarehber.com üzerinden, cep telim ve aynı nr'ya bağlı WhatsApp +39 333 3775988 üzerinden 7/24 ulaşabilir, değerli okuyucularımız.
Roma'ya bekliyorum.
Ciao, a Presto.
Belcikaninsesi.com Röportajı / Hazırlayan: Ender Duruel

