UZA Uzmanı Altıntaş'tan Umut Veren Açıklama: Bazı Hastalar Kemoterapiden Kurtulabilir


Yeni genetik test, binlerce hastayı kemoterapinin ağır yan etkilerinden koruyabilir
UZA Uzmanı Altıntaş'tan Umut Veren Açıklama: Bazı Hastalar Kemoterapiden Kurtulabilir

UZA Uzmanı Altıntaş'tan Umut Veren Açıklama: Bazı Hastalar Kemoterapiden Kurtulabilir

Yeni genetik test, binlerce hastayı kemoterapinin ağır yan etkilerinden koruyabilir

Anvers Üniversitesi Hastanesi (UZA) Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Sevilay Altıntaş, Belçika'nın Sesi'ne yaptığı açıklamada, meme kanseri tedavisinde kullanılan yeni nesil gen ekspresyon testlerinin kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımında çığır açtığını belirtti. Altıntaş, özellikle hormon duyarlı meme kanseri hastalarında bu testler sayesinde bazı vakalarda kemoterapiye ihtiyaç duyulmadan başarılı sonuçlar elde edilebildiğini ifade etti.

Meme kanseri tedavisinde kişiselleştirilmiş tıp anlayışını güçlendirecek yeni bir genetik test, bazı hastalarda kemoterapinin güvenli şekilde uygulanmadan da başarılı sonuçlar alınabileceğini ortaya koydu. Anvers Üniversitesi Hastanesi (UZA) Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Sevilay Altıntaş, özellikle hormon duyarlı meme kanseri vakalarında kullanılan yeni nesil gen ekspresyon testlerinin tedavi kararlarında önemli bir dönüm noktası oluşturduğunu söyledi.

Dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanser türü olmaya devam eden meme kanseri, Belçika'da her yıl yaklaşık 10 ila 12 bin kadına teşhis ediliyor. Uzmanlar, son yıllarda geliştirilen genetik analiz yöntemleri sayesinde tedavilerin giderek daha kişiye özel hale geldiğini belirtiyor.

"Amaç hastayı eksik tedavi etmemek"

Kemoterapinin yalnızca mevcut tümörü tedavi etmek için değil, ileride ortaya çıkabilecek metastaz riskini azaltmak amacıyla da uygulandığını belirten Prof. Dr. Sevilay Altıntaş, her hastanın aynı tedaviye ihtiyaç duymadığını vurguladı.

Altıntaş, "Kemoterapi birçok hastanın hayatını kurtaran son derece önemli bir tedavidir. Ancak temel hedefimiz hastayı eksik tedavi etmemek olduğu kadar gereksiz tedaviden de korumaktır. Bu nedenle hangi hastanın gerçekten kemoterapiye ihtiyaç duyduğunu doğru belirlemek büyük önem taşıyor" dedi.

Tümörün genetik kimliği analiz ediliyor

Hormon duyarlı meme kanseri hastalarında kullanılan gen ekspresyon testleri, tümörün biyolojik davranışını ayrıntılı şekilde analiz ediyor.

Bu testler sayesinde kanser hücrelerinde hangi genlerin aktif olduğu belirlenirken, tümörün ne kadar agresif davranabileceği ve hastalığın tekrarlama riski de öngörülebiliyor.

Prof. Dr. Altıntaş, "Bu testler tümörün adeta kimlik kartını çıkarıyor. Böylece tümörün biyolojik karakterini anlayabiliyor ve tedaviyi hastaya özel olarak planlayabiliyoruz" ifadelerini kullandı.

Lenf bezlerine yayılım her zaman aynı anlama gelmiyor

Meme kanseri tedavisinde koltuk altı lenf bezlerinin durumunun büyük önem taşıdığını belirten Altıntaş, lenf düğümlerinde kanser hücresi bulunmasının tek başına tümörün agresif olduğu anlamına gelmediğini söyledi.

"Kanser hücrelerinin lenf bezlerine ulaşmasının ne kadar sürede gerçekleştiğini bilmiyoruz" diyen Altıntaş, şöyle devam etti:

"Bazı tümörler yıllar içerisinde yavaş ilerleyerek lenf bezlerine ulaşabilir ve biyolojik olarak sakin davranabilir. Bazıları ise çok kısa sürede yayılım göstererek daha agresif bir karakter sergileyebilir. Bu nedenle yalnızca lenf bezlerine bakarak karar vermek yeterli değildir."

Altıntaş, özellikle genç hastalarda ve birden fazla lenf düğümünde tutulum görülen vakalarda doktorların çoğu zaman güvenlik amacıyla kemoterapiyi tercih ettiğini belirtti.

4 bin 400'den fazla hasta üzerinde araştırıldı

Son dönemde gerçekleştirilen geniş kapsamlı bir araştırmada, "Prosigna" adı verilen yeni nesil gen ekspresyon testinin etkinliği değerlendirildi.

Araştırmaya 40 ile 60 yaş arasında, hormon duyarlı meme kanserine sahip 4 bin 400'den fazla kadın katıldı.

Katılımcıların bir bölümüne standart tedavi kapsamında kemoterapi ve hormon tedavisi uygulanırken, diğer grupta önce genetik test yapıldı ve kemoterapi kararı test sonuçlarına göre verildi.

Beş yıllık takip sonucunda elde edilen veriler dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu.

Kemoterapi alan hastalarda kansersiz yaşam oranı yaklaşık yüzde 95 olurken, genetik test doğrultusunda tedavi edilen grupta bu oran yüzde 94 olarak kaydedildi.

Prof. Dr. Altıntaş, "Sonuçlar, belirli hasta gruplarında kemoterapi uygulanmadan da benzer başarı oranlarının elde edilebileceğini gösteriyor" dedi.

Genç hastalar ve ileri lenf tutulumu olanlarda da umut verici

Araştırmanın dikkat çeken bulgularından biri de testin yalnızca düşük riskli hastalarda değil, genç kadınlarda ve dört veya daha fazla lenf düğümünde tutulum bulunan vakalarda da güvenilir sonuçlar vermesi oldu.

Altıntaş, "Koltuk altı lenf bezlerine yayılmış hastalarda bile kemoterapinin her zaman gerekli olmayabileceğine dair güçlü veriler elde edildi. Bu, meme kanseri tedavisinde oldukça önemli bir gelişme" değerlendirmesinde bulundu.

Her meme kanseri türünde kullanılamıyor

Uzmanlar, yeni testin tüm meme kanseri hastaları için uygun olmadığını da vurguluyor.

Meme kanseri genel olarak;

  • Hormon duyarlı tümörler,
  • HER2 pozitif tümörler,
  • Triple negatif meme kanseri

olmak üzere üç ana gruba ayrılıyor.

Prosigna testi yalnızca hormon duyarlı meme kanseri hastalarında kullanılabiliyor. Bu grup ise tüm meme kanseri vakalarının yaklaşık yüzde 70 ila 75'ini oluşturuyor.

Altıntaş, testin henüz Belçika'da rutin uygulamaya girmediğini belirterek, Avrupa düzeyindeki onay ve geri ödeme süreçlerinin tamamlanmasının ardından yaygın kullanımının mümkün olacağını söyledi.

"Kemoterapi yalnızca gerçekten gerekli olduğunda uygulanmalı"

Kemoterapinin meme kanseri tedavisindeki önemini koruduğunu belirten Altıntaş, ameliyat sonrası uygulanan kemoterapinin bazı hastalarda doğrudan yaşam kurtarıcı etkisi bulunduğunu ifade etti.

Ancak tedavinin ciddi yan etkileri ve yüksek maliyetleri nedeniyle gereksiz kullanımın önlenmesi gerektiğini vurgulayan Altıntaş, "Eğer bir hastanın iyileşme şansını azaltmadan onu kemoterapinin toksik etkilerinden koruyabiliyorsak, bu hem hasta hem de sağlık sistemi açısından büyük bir kazanımdır" dedi.

Sağlıklı yaşam tarzı nüks riskini azaltıyor

Prof. Dr. Altıntaş, meme kanserinin tekrar etme riskini azaltmada yaşam tarzının da önemli rol oynadığını söyledi.

Son yıllarda yayımlanan bilimsel çalışmaların, düzenli fiziksel aktivite, sağlıklı beslenme ve sigara ile alkolden uzak durmanın nüks riskini yaklaşık yüzde 30 oranında azaltabileceğini gösterdiğini belirten Altıntaş, hastaların tedavi sonrasında da yaşam tarzlarına dikkat etmeleri gerektiğini ifade etti.

Uzmanlar, erken teşhis programları, kişiye özel tedavi yöntemleri ve genetik analiz teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde meme kanseriyle mücadelede önümüzdeki yıllarda daha başarılı sonuçlar alınmasının beklendiğini belirtiyor.

Halil Uygun

Etiketler:





Bu site çerez kullanıyor. Siteye göz atmaya devam ederek çerezleri kullanmamızı kabul etmiş oluyorsunuz. Şartlar ve Koşullar