Unutulan Eller, Sessiz Kalan Telefonlar
Belçika'ya gelen ilk nesil Türklerin sayısı artık her geçen gün azalıyor. Aramızdan ayrılan her bir büyüğümüzle birlikte sadece bir insanı değil, aynı zamanda bir mücadele hikâyesini, bir dönemin tanığını ve büyük fedakârlıklarla yazılmış bir hayat kitabını da kaybediyoruz.
Unutulan Eller, Sessiz Kalan Telefonlar
Belçika'ya gelen ilk nesil Türklerin sayısı artık her geçen gün azalıyor. Aramızdan ayrılan her bir büyüğümüzle birlikte sadece bir insanı değil, aynı zamanda bir mücadele hikâyesini, bir dönemin tanığını ve büyük fedakârlıklarla yazılmış bir hayat kitabını da kaybediyoruz.
Bugün Belçika'da rahat bir yaşam süren, eğitim alan, iş sahibi olan ve geleceğe umutla bakabilen binlerce insanın arkasında o ilk neslin alın teri vardır. Onlar, memleketlerinden kilometrelerce uzağa gelirken ne dil biliyorlardı ne de içinde yaşayacakları toplumun örfünü, adetini ve kültürünü tanıyorlardı. Çoğu zaman yalnızlıkla mücadele ettiler. Fabrikalarda, madenlerde, ağır işlerde çalıştılar. Soğuğa, hasrete ve ayrımcılığa rağmen yılmadılar.
Onların tek bir amacı vardı: Çocuklarının ve ailelerinin daha iyi şartlarda yaşaması.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, ilk neslin çektiği zorlukları tam anlamıyla kavramak belki de mümkün değil. Çünkü onların yaşadığı fedakârlıkların meyvelerini bizler topladık. Ancak ne yazık ki bazı değerleri de aynı hızla kaybetmeye başladık.
Son yıllarda sıkça duyduğumuz bir durum var. Yaşlanan anne ve babalar çocuklarından ilgi görememekten yakınıyor. Bazıları günlerce, hatta haftalarca evlatlarından haber alamadığını söylüyor. Telefonları çalmıyor. Kapıları çalınmıyor. Bir "Nasılsın?" sorusuna bile hasret kalan büyüklerimiz var.
Oysa anne ve babalarımız biz küçükken gecelerini gündüzlerine kattılar. Hastalandığımızda başımızda beklediler. Aç kalıp bizi doyurdular. Yorulup dinlenmek yerine bizim geleceğimiz için çalıştılar. Şimdi yaşlandıklarında onların beklentisi büyük şeyler değil; biraz ilgi, biraz saygı ve birkaç samimi dakika.
Modern hayatın yoğunluğu, iş stresi veya günlük koşuşturma hiçbir zaman anne-babamızı ihmal etmenin mazereti olmamalıdır. Çünkü aile bağları, toplumun temelidir. Bu bağlar zayıfladığında sadece bireyler değil, nesiller de zarar görür.
Unutmamak gerekir ki hayat bir döngüdür. Bugün anne-babasını aramayan, halini hatırını sormayan kişi yarın kendi çocuklarından aynı ilgisizliği görebilir. Çocuklarımıza sadece sözlerimizle değil, davranışlarımızla da örnek oluyoruz. Anne ve babamıza gösterdiğimiz saygı, aslında gelecek nesillere bıraktığımız bir mirastır.
İlk neslin bizlere bıraktığı en büyük servet evler, arabalar veya banka hesapları değildir. Onların asıl mirası çalışkanlık, fedakârlık, aile sevgisi ve büyüklere saygıdır. Eğer bu değerleri kaybedersek, maddi olarak ne kadar güçlü olursak olalım manevi olarak fakirleşiriz.
Hayatta birçok şeyi erteleyebiliriz. Ancak anne ve babamızı aramayı, ziyaret etmeyi ve gönüllerini almayı ertelememeliyiz. Çünkü bir gün telefonun diğer ucundan cevap alamadığımızda, söyleyemediğimiz sözlerin ve yapamadığımız ziyaretlerin pişmanlığı ömür boyu bizimle kalacaktır.
Bugün telefonunuzu elinize alın. Anne ve babanızı arayın. Bir hâl hatır sorun. Belki de onların beklediği tek şey budur.
Halil Uygun
Belçikanın Sesi Editörü

