Gazetecilikte Saygınlık, Tarafsızlık ve Eşit Mesafe Şart!
Gazeteci yalnızca kalemiyle değil; davranışları, kılık kıyafeti, konuşma üslubu ve meslek ahlakıyla da örnek olmalıdır. Ancak sorumluluk yalnızca gazeteciye ait değildir. Kurumlar, dernekler ve federasyonlar da basın mensupları arasında ayrım yapmamalı, gazetecileri siyasi görüşlerine veya kişisel yakınlıklarına göre değerlendirmemelidir.
Gazetecilikte Saygınlık, Tarafsızlık ve Eşit Mesafe Şart!
Gazeteci yalnızca kalemiyle değil; davranışları, kılık kıyafeti, konuşma üslubu ve meslek ahlakıyla da örnek olmalıdır. Ancak sorumluluk yalnızca gazeteciye ait değildir. Kurumlar, dernekler ve federasyonlar da basın mensupları arasında ayrım yapmamalı, gazetecileri siyasi görüşlerine veya kişisel yakınlıklarına göre değerlendirmemelidir. Çünkü gerçek gazetecilik karşılıklı saygı, mesleki sorumluluk ve bağımsızlık gerektirir.
Gazetecilik, dışarıdan bakıldığında kolay gibi görünen ancak büyük sorumluluk taşıyan bir meslektir.
Bir mikrofon, bir fotoğraf makinesi, bir basın kartı veya bir haber sitesi sahibi olmak, tek başına iyi gazeteci olmak için yeterli değildir.
Gazetecilik her şeyden önce bir duruş meselesidir.
Gazeteci, toplum karşısındaki davranışlarıyla, konuşmasıyla, insanlara yaklaşımıyla ve mesleğine gösterdiği saygıyla örnek olmalıdır.
Elbette insanın değerini yalnızca giydiği kıyafet belirlemez. Ancak bir basın toplantısına, resmî davete veya toplumsal etkinliğe katılan gazetecinin bulunduğu ortamın ciddiyetine uygun davranması, temiz ve özenli görünmesi, ölçülü konuşması mesleğine duyduğu saygının göstergelerindendir.
Çünkü gazeteci yalnızca kendisini değil, temsil ettiği basın kuruluşunu ve mesleğini de temsil eder.
Ancak burada önemli bir noktayı unutmamak gerekiyor:
Saygınlık yalnızca dış görünüşle değil, karakterle, bilgiyle ve meslek ahlakıyla kazanılır.
Gazeteci her şeyi bilmek zorunda değildir
Günümüzde bazı insanların kendilerini her konuda uzman gibi göstermeye çalıştıklarına şahit oluyoruz.
Siyaset konuşuluyor, her şeyi biliyorlar.
Ekonomi konuşuluyor, yine onlar uzman.
Hukuk, sağlık, eğitim, spor...
Sanki bilmedikleri hiçbir konu yok!
Oysa gerçek gazeteci, her şeyi bildiğini iddia eden insan değildir.
Gerçek gazeteci, bilmediği konuyu araştıran, doğru kişiye soran ve öğrendiğini doğrulayan insandır.
Gazetecinin görevi her soruya cevap vermek değil, doğru soruları sormaktır.
Bir gazeteci gerektiğinde “Bu konuda yeterli bilgim yok, araştırmam gerekiyor” diyebilmelidir.
Bunu söylemek bir eksiklik değil, mesleki olgunluktur.
Çünkü gazetecilikte en tehlikeli davranışlardan biri, bilmediğini biliyormuş gibi anlatmaktır.
Yanlış bilgi vermek yalnızca gazetecinin itibarına zarar vermez. Aynı zamanda okuyucunun güvenini de sarsar.
Yalan, iftira ve dedikodu gazetecilik değildir
Gazetecilikte vazgeçilmez ilkelerden biri doğruluktur.
Bir kişi hakkında iddia ortaya atmak kolaydır.
Bir söylentiyi haber hâline getirmek de kolaydır.
Ancak o iddianın doğruluğunu araştırmak, belgelemek ve ilgili kişilere cevap hakkı tanımak emek ister.
İşte gazetecilik burada başlar.
Gazeteci kişisel hesaplaşmaların aracı olmamalıdır.
Birinden hoşlanmadığı için onu hedef alan haberler yapmamalıdır.
Bir dernek başkanıyla anlaşamadığı için derneğin çalışmalarını görmezden gelmemelidir.
Bir siyasetçiye yakınlık duyduğu için onun hatalarını örtbas etmemelidir.
Aynı şekilde bir kurumla iyi ilişkiler içerisinde olması, o kurum hakkında eleştirel haber yapmasına engel olmamalıdır.
Gazetecinin kişisel dostlukları olabilir. Ancak bu dostluklar haberin içeriğini belirlememelidir.
Gazetecinin kalemi ne dostluk uğruna susmalı ne de düşmanlık uğruna iftiraya dönüşmelidir.
Gazetecinin siyasi görüşü olabilir, ama haberi taraf tutmamalı
Her insan gibi gazetecinin de bir dünya görüşü vardır.
Siyasi düşünceleri, toplumsal değerleri ve kişisel tercihleri bulunabilir.
Bunda yanlış bir şey yoktur.
Gazeteciden düşüncesiz, fikirsiz veya hiçbir konuda görüşü olmayan bir insan olması beklenemez.
Ancak gazetecinin kişisel düşünceleriyle mesleki sorumluluğunu birbirinden ayırabilmesi gerekir.
Bir gazeteci herhangi bir siyasi partiye yakınlık duyabilir. Fakat bu yakınlığını her ortamda öne çıkarması, haberlerine yansıtması ve diğer siyasi görüşlere sahip insanlara farklı davranması mesleki güvenilirliğini tartışmalı hâle getirir.
Özellikle haber gazeteciliğinde kişisel görüşlerle doğrulanmış bilgiler arasındaki sınır açık olmalıdır.
Köşe yazarlığı ise farklıdır.
Köşe yazarı düşüncelerini, yorumlarını ve eleştirilerini açıkça ifade edebilir. Ancak bunu yaparken de gerçekleri çarpıtmamalı, doğrulanmamış iddiaları kesin bilgi gibi sunmamalıdır.
Benim yıllardır savunduğum anlayış da budur:
Gazetecinin siyasi görüşü kendisine aittir; haber ise toplumun doğru bilgi alma hakkına hizmet etmelidir.
Peki, kurumlar gazetecilere neden farklı davranıyor?
Buraya kadar gazetecinin sorumluluklarını konuştuk.
Peki, madalyonun diğer yüzü?
Kurumların, derneklerin, federasyonların ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının basına karşı sorumlulukları yok mu?
Elbette var!
Belçika'daki Türk toplumunun faaliyetlerini yıllardır takip eden basın mensupları olarak zaman zaman düşündürücü yaklaşımlarla karşılaşabiliyoruz.
Bir etkinlik düzenleniyor.
Basın davet ediliyor.
Ancak bazı gazetecilere özel ilgi gösterilirken bazıları görmezden gelinebiliyor.
Bir basın mensubu yönetimle yakın ilişkiler içerisinde olduğu için ön plana çıkarılırken, eleştirel haber yapan başka bir gazeteciye mesafeli davranılabiliyor.
Kimi zaman davet listeleri bile kişisel yakınlıklara göre hazırlanabiliyor.
Elbette her kurumun organizasyon şartları, mekân kapasitesi ve basınla iletişim yöntemleri farklı olabilir.
Ancak gazeteciler arasında ayrım yapılırken kullanılan ölçütlerin adil, açık ve mesleki olması gerekir.
Bir gazetecinin daha önce eleştirel haber yapmış olması, tek başına dışlanma gerekçesi olmamalıdır.
Çünkü basın mensuplarını yalnızca kendilerini övdükleri zaman hatırlayan kurumlar, gazeteciliğin temel işlevini göz ardı etmiş olur.
Basın, kurumların alkış ekibi değildir.
Dernekler ve federasyonlar eleştiriye de açık olmalı
Belçika'daki Türk dernekleri, federasyonları ve sivil toplum kuruluşları toplumumuz açısından önemli görevler üstleniyor.
Kültürel faaliyetler düzenliyorlar.
Gençlerimize yönelik çalışmalar yürütüyorlar.
Sosyal dayanışmaya katkıda bulunuyorlar.
Toplumumuzun sorunlarını çeşitli platformlarda gündeme taşıyorlar.
Bütün bunlar elbette haber değeri taşıyor.
Ancak bir derneğin faaliyetlerini haberleştirmek başka, o derneğin her kararını sorgulamadan desteklemek başkadır.
Bir federasyonun başarılı çalışmaları varsa bunları yazmak gazetecinin görevidir.
Yanlışları varsa bunları da uygun biçimde gündeme getirmek yine gazetecinin görevidir.
Kurum yöneticileri eleştiriyi kişisel düşmanlık olarak görmemelidir.
Gazeteciler de eleştirilerini kişisel hesaplaşmaya dönüştürmemelidir.
Karşılıklı saygı ancak bu şekilde sağlanabilir.
Burada özellikle altını çizmek istediğim bir husus var:
Bir gazetecinin görevi dernek başkanını memnun etmek değil, kamuoyunu doğru bilgilendirmektir.
Aynı şekilde dernek başkanının görevi de yalnızca kendisi hakkında olumlu haber yapan gazetecilere yakınlık göstermek olmamalıdır.
Basın toplantıları özel dostluk buluşması değildir
Bir kurum basın toplantısı düzenliyorsa, bunun temel amacı kamuoyunu bilgilendirmektir.
Gazeteciler de bu toplantıya bilgi almak, soru sormak ve elde ettikleri bilgileri okuyucularına aktarmak için katılır.
Ancak bazen basın toplantılarında gazetecilikten çok kişisel ilişkilerin öne çıktığı izlenimi oluşabiliyor.
Kim kimin yanında oturacak?
Kime daha fazla söz verilecek?
Kim daha fazla ilgi görecek?
Hangi gazeteciyle fotoğraf çektirilecek?
Oysa bunların hiçbiri toplantının asıl amacı olmamalıdır.
Bir gazetecinin sorduğu zor soru, kuruma karşı düşmanlık olarak değerlendirilmemelidir.
Bir başka gazetecinin soru sormaması da o kurumu desteklediği anlamına gelmez.
Önemli olan soruların içeriği ve verilen cevapların kamuoyunu ne ölçüde aydınlattığıdır.
Kurumlar bütün gazetecilere aynı görüşte olmak zorundaymış gibi yaklaşmamalıdır.
Gazeteciler de davet edildikleri toplantılarda saygı sınırlarını aşmadan, mesleklerine yakışır biçimde hareket etmelidir.
Basın toplantısı, dostlukların ödüllendirildiği değil, kamuoyunun bilgilendirildiği bir ortam olmalıdır.
Gazeteci de kendisini sorgulamalı
Burada yalnızca kurumları eleştirmekle yetinmek doğru olmaz.
Biz gazeteciler de zaman zaman kendimize bakmalıyız.
Mesleğimizi yeterince ciddiye alıyor muyuz?
Haberlerimizi yayımlamadan önce doğruluyor muyuz?
İnsanların özel hayatına ve itibarına saygı gösteriyor muyuz?
Eleştirdiğimiz kişilere cevap hakkı tanıyor muyuz?
Kendi siyasi düşüncelerimizin haberlerimizi etkilemesine izin veriyor muyuz?
Bir etkinliğe gazeteci olarak mı gidiyoruz, yoksa kişisel ilişkilerimizi güçlendirmek için mi?
Bu soruları samimiyetle cevaplamak gerekir.
Çünkü gazetecilik başkalarını sorgulama mesleği olduğu kadar, gerektiğinde kendi davranışlarını da sorgulayabilme sorumluluğudur.
Basın mensubu olmak kimseye ayrıcalıklı davranma hakkı vermez.
Gazetecilik, insanlara tepeden bakmak değildir.
Aksine, toplumun her kesimine ulaşabilmek, insanları dinlemek ve doğru bilgiyi kamuoyuna aktarabilmektir.
Saygı tek taraflı olmaz
Bir gazeteci kurum yöneticisine saygılı davranmalıdır.
Kurum yöneticisi de gazeteciye aynı saygıyı göstermelidir.
Gazeteci davet edildiği etkinliğin ciddiyetine uygun davranmalıdır.
Etkinliği düzenleyenler de basın mensuplarını kişisel veya siyasi yakınlıklarına göre sınıflandırmamalıdır.
Gazeteci yalan ve iftiradan uzak durmalıdır.
Kurumlar da hoşlarına gitmeyen doğru haberleri yayımlayan gazetecileri cezalandırmaya çalışmamalıdır.
Gazeteci mesleki bağımsızlığını korumalıdır.
Kurumlar ise basının bağımsızlığını kabul etmelidir.
Çünkü karşılıklı güvenin oluşması için her iki tarafın da üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekir.
Son söz: Gazetecilik ne kibir ne de biat mesleğidir
Yıllardır gazetecilik mesleğinin içerisinde bulunan biri olarak şuna inanıyorum:
Gazeteci her şeyi bildiğini iddia etmemelidir.
Bilmediğini araştırmalı, yanlışını düzeltmeli, insanlara saygılı davranmalı ve mesleğinin itibarını korumalıdır.
Davranışıyla, konuşmasıyla ve bulunduğu ortama gösterdiği özenle örnek olmalıdır.
Ancak aynı gazeteci, bir kurumun veya derneğin hoşuna gitmeyen sorular sorduğu için dışlanmamalıdır.
Bir siyasi görüşe yakın olmadığı için görmezden gelinmemelidir.
Bir federasyonun yönetimini eleştirdiği için basın mensubu olarak değersizleştirilmemelidir.
Unutmayalım ki gazetecilikte saygınlık yalnızca gazetecinin kendisinden beklenemez. Basınla ilişki kuran kurumların da aynı olgunluğu göstermesi gerekir.
Gazeteci ne her şeyi bilen insan rolüne soyunmalı ne de birilerinin gözüne girmek için mesleki ilkelerinden vazgeçmelidir.
Kurum yöneticileri de gazetecileri kendilerine ne kadar yakın olduklarına göre değil, yaptıkları işin niteliğine göre değerlendirmelidir.
Gazeteci kimsenin düşmanı olmak zorunda değildir. Ama kimsenin sözcüsü olmak zorunda da değildir.
Ve son olarak hem meslektaşlarıma hem de kurum, dernek ve federasyon yöneticilerine bir hatırlatmada bulunmak istiyorum:
Gazeteciden saygı bekliyorsanız siz de gazeteciye saygı gösterin.
Gazeteciden tarafsızlık bekliyorsanız siz de basın mensupları arasında taraf tutmayın.
Çünkü gazetecilikte gerçek itibar, ne bir basın kartıyla ne bir makamla ne de bir davette gösterilen özel ilgiyle kazanılır.
Gerçek itibar; doğrulukla, meslek ahlakıyla, karşılıklı saygıyla ve gerektiğinde kimseye boyun eğmeden doğruyu yazabilmekle kazanılır.
Halil Uygun | Editör
Belçika'nın Sesi – www.belcikaninsesi.com

