Belçika’da 1,9 milyon kişi yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında
Belçika’da yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında bulunanların sayısı 2019’dan bu yana 344 bin kişi azalarak yaklaşık 1,9 milyona geriledi. Decenniumdoelen’in yıllık Yoksulluk Barometresi, çocuk yoksulluğunun önemli bir sorun olmaya devam ettiğine dikkat çekerken, işsizlik ödeneğinin süreyle sınırlandırılmasının elde edilen kazanımları tehlikeye atabileceği uyarısında bulundu.
Belçika’da 1,9 milyon kişi yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında
Belçika’da yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında bulunanların sayısı 2019’dan bu yana 344 bin kişi azalarak yaklaşık 1,9 milyona geriledi. Decenniumdoelen’in yıllık Yoksulluk Barometresi, çocuk yoksulluğunun önemli bir sorun olmaya devam ettiğine dikkat çekerken, işsizlik ödeneğinin süreyle sınırlandırılmasının elde edilen kazanımları tehlikeye atabileceği uyarısında bulundu.
Belçika’da son yıllarda yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında yaşayanların sayısında düşüş kaydedilmesine rağmen yaklaşık 1,9 milyon kişi halen ekonomik ve sosyal açıdan kırılgan durumda bulunuyor.
Yoksullukla mücadele alanında faaliyet gösteren Decenniumdoelen tarafından yayımlanan yıllık Yoksulluk Barometresi’ne göre, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında bulunanların sayısı 2019’dan bu yana 344 bin kişi azaldı.
Kuruluş, rakamlardaki gerilemenin sosyal politikalar aracılığıyla yoksulluğun azaltılmasının mümkün olduğunu gösterdiğini belirtirken, mevcut tablonun sorunun çözüldüğü anlamına gelmediğine dikkat çekti.
Raporda özellikle çocuk yoksulluğunun devam etmesi ve işsizlik ödeneklerinin süreyle sınırlandırılmasının ekonomik açıdan kırılgan gruplar üzerindeki olası etkileri öne çıkarıldı.
Çocuk yoksulluğu önemli sorun olmaya devam ediyor
Yoksulluk Barometresi’ne göre, yoksulluk sınırının altında yaşayan kişilerin karşı karşıya kaldığı ekonomik güçlükler devam ederken, çocuk yoksulluğu da Belçika’nın önemli sosyal sorunlarından biri olmayı sürdürüyor.
Raporda, yoksul bir aile ortamında büyüyen çocukların ilerleyen yaşamlarında da yoksullukla karşılaşma riskinin daha yüksek olduğuna dikkat çekildi.
İşsizler, tek ebeveynli aileler, kiracılar, düşük eğitim seviyesine sahip kişiler, Avrupa Birliği dışında doğanlar ve çalışma hayatının dışında bulunanlar, yoksulluk riski daha yüksek gruplar arasında gösterildi.
Decenniumdoelen, bu nedenle yoksullukla mücadelenin yalnızca bireysel sorumluluk veya insanları ekonomik olarak harekete geçirmeyi amaçlayan teşviklerle sınırlandırılmaması gerektiğini savundu.
Kuruluş, insanların kendi yaşamlarına ilişkin sorumluluk üstlenebilmesinin sahip oldukları ekonomik ve sosyal imkanlarla doğrudan bağlantılı olduğuna dikkat çekerek, bu imkanların toplumun bütün kesimleri arasında eşit şekilde dağılmadığını belirtti.
İşsizlik ödeneğini kaybeden 22 bin kişinin durumu incelendi
Raporda, federal hükümetin işsizlik ödeneklerinin süresini sınırlandıran reformunun ilk sonuçlarına da yer verildi.
Açıklanan verilere göre, nisan ayının başına kadar Flaman Bölgesi’nde yaklaşık 22 bin kişi işsizlik ödeneğini kaybetti.
Bu kişilerin sonraki durumlarına ilişkin veriler ise reformun iş gücü piyasası üzerindeki etkisine dair dikkat çekici bir tablo ortaya koydu.
İşsizlik ödeneğini kaybedenlerin yalnızca yüzde 17’sinin iş bulduğu, yüzde 14’ünün hastalık sigortası sistemine geçtiği, yüzde 35’inin ise sosyal yardım almaya başladığı belirtildi.
Yaklaşık üçte birlik kesimin ise iş bulup bulmadığı veya başka bir sosyal yardım sistemine geçip geçmediği konusunda mevcut verilerde bilgi bulunmadığı kaydedildi.
Her 6 kişiden yalnızca biri iş buldu
Söz konusu oranlar dikkate alındığında, işsizlik ödeneğini kaybedenlerin yaklaşık her 6 kişiden yalnızca birinin doğrudan istihdama geçtiği görülüyor.
Decenniumdoelen, bu sonuçların reform kapsamında dile getirilen beklentiler konusunda soru işaretleri oluşturduğunu savundu.
Kuruluş, işsizlik ödeneğini kaybedenlerin önemli bir bölümünün doğrudan iş hayatına dönmek yerine başka sosyal güvenlik veya sosyal yardım mekanizmalarına geçtiğine dikkat çekti.
Özellikle yüzde 35’lik kesimin sosyal yardıma yönelmesi, işsizlik ödeneğinden çıkarılmanın tek başına kişinin ekonomik bağımsızlığa kavuştuğu anlamına gelmediği yönündeki tartışmaları da beraberinde getiriyor.
“Ödenekten çıkmak ilerleme anlamına gelmez”
Decenniumdoelen, bir kişinin işsizlik veya sosyal yardım istatistiklerinden çıkmasının otomatik olarak ekonomik ve sosyal açıdan ilerleme olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.
Kuruluşa göre asıl ölçüt, kişinin sürdürülebilir bir işe ve geçimini sağlayabilecek yeterli bir gelire kavuşması olmalı.
Bu nedenle sosyal güvenlik sistemindeki kişi sayısının azalmasının tek başına başarı göstergesi olarak kullanılmaması gerektiği savunuluyor.
Raporda, işsizlik ödeneği kesilenlerin durumunun uzun vadede izlenmesinin, reformun gerçek etkisinin ortaya konulması açısından önemli olduğu vurgulandı.
Mevcut kazanımların kaybedilmesi endişesi
Decenniumdoelen, 2019’dan bu yana yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında bulunanların sayısında kaydedilen 344 bin kişilik düşüşü olumlu bir gelişme olarak değerlendirirken, yeni sosyal politika düzenlemelerinin bu kazanımları tersine çevirebileceği uyarısında bulundu.
Özellikle işsizlik ödeneğinin süreyle sınırlandırılmasının ardından yeterli gelir elde edemeyen kişilerin sosyal yardım sistemine yönelmesi veya hiçbir sosyal güvenlik mekanizmasına dahil olmadan gelir kaybı yaşaması halinde yoksulluk oranlarının yeniden yükselmesinden endişe ediliyor.
Sosyal hakların otomatik tanınması çağrısı
Decenniumdoelen, yoksullukla mücadelede daha kapsamlı bir politika uygulanması gerektiğini belirterek, denetim ve güvensizlik merkezli yaklaşımlar yerine vatandaşların sosyal haklarına daha kolay ulaşmasını sağlayacak bir sistem kurulması çağrısında bulundu.
Kuruluş, vatandaşların hak sahibi oldukları sosyal destekler için karmaşık başvuru süreçlerinden geçmek zorunda kalmaması gerektiğini savunarak, mümkün olan sosyal hakların otomatik olarak tanınmasının yaygınlaştırılmasını istedi.
Kamu hizmetlerinin de vatandaşların başvurusunu beklemek yerine ekonomik veya sosyal açıdan risk altında bulunan kişilere daha proaktif biçimde ulaşması gerektiği ifade edildi.
Decenniumdoelen’e göre Belçika’da yoksulluğun kalıcı biçimde azaltılması, yalnızca insanların çalışma hayatına katılımını teşvik etmekle değil; uygun konuta, eğitime, sağlık hizmetlerine, istihdama ve yeterli gelire erişimdeki eşitsizliklerin azaltılmasıyla mümkün olacak.
Rapordaki yaklaşık 1,9 milyon kişilik risk grubu, son yıllardaki iyileşmeye rağmen yoksulluk ve sosyal dışlanmanın Belçika’nın önemli toplumsal sorunlarından biri olmaya devam ettiğini ortaya koyuyor.
Halil Uygun

