Avrupa’da alarm zilleri: 2025’te İslamofobi ve kurumsal ayrımcılık tırmanışta
Avrupa genelinde Müslümanlara yönelik nefret suçları ve ayrımcı uygulamalar 2025 yılında endişe verici boyutlara ulaştı. Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı (FRA) ve insan hakları örgütlerine göre, İslamofobi artık münferit olayların ötesine geçerek yapısal ve kurumsal bir sorun haline geldi.
Avrupa’da alarm zilleri: 2025’te İslamofobi ve kurumsal ayrımcılık tırmanışta
Avrupa genelinde Müslümanlara yönelik nefret suçları ve ayrımcı uygulamalar 2025 yılında endişe verici boyutlara ulaştı. Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı (FRA) ve insan hakları örgütlerine göre, İslamofobi artık münferit olayların ötesine geçerek yapısal ve kurumsal bir sorun haline geldi.
Avrupa, 2025 yılı boyunca Müslümanlara yönelik artan nefret suçları, ayrımcı uygulamalar ve sertleşen siyasi söylemlerle sarsıldı. Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı (FRA), İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının yayımladığı raporlar, İslamofobinin yalnızca bireysel önyargılardan değil, aynı zamanda kamu politikaları ve kurumsal uygulamalardan beslendiğini ortaya koyuyor.
Uzmanlara göre 2025 yılı, Avrupa’da Müslüman karşıtlığının gündelik hayattan devlet politikalarına kadar genişleyen bir etki alanı kazandığı kritik bir dönüm noktası oldu.
İslamofobi: Yapısal Bir Soruna Dönüşüm
İnsan hakları raporlarında İslamofobi, artık sadece sokakta yaşanan saldırılarla sınırlı bir olgu olarak değerlendirilmiyor. Başörtüsü yasakları, ibadethanelere yönelik idari engeller, güvenlik politikalarında dini kimliğin hedef alınması ve medyada Müslümanların sistematik biçimde “risk unsuru” olarak sunulması, bu ayrımcılığın kurumsallaştığını gösteren başlıca unsurlar arasında yer alıyor.
Uzmanlar, Müslümanların Avrupa kamuoyunda sıklıkla göç, güvenlik ve radikalleşme başlıklarıyla birlikte anılmasının, toplum genelinde önyargıları derinleştirdiğine dikkat çekiyor. Bu durumun, özellikle genç Müslümanlar üzerinde dışlanmışlık hissini artırdığı ve sosyal uyumu zedelediği belirtiliyor.
FRA Verileri: Ayrımcılık Yaygınlaşıyor
FRA’nın “Being Muslim in the EU” raporuna göre, Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayan Müslümanların yüzde 47’si son beş yıl içinde ırksal veya dini temelli ayrımcılığa maruz kaldı. Bu oran, 2016 yılında yüzde 39 seviyesindeydi.
Ayrımcılığın en yoğun yaşandığı alanlar iş ve konut piyasaları oldu. Özellikle 16–24 yaş arası başörtülü genç kadınların yüzde 58’i, iş arama sürecinde ayrımcılıkla karşılaştığını bildirdi.
Avrupa Ülkelerinde Çarpıcı Tablo
- Avusturya: 2023 yılında kaydedilen 1.500’den fazla İslamofobik nefret suçu, son on yılın en yüksek seviyesi olarak raporlandı.
- Fransa: 2025’in ilk beş ayında İslamofobik saldırılar bir önceki yıla göre yüzde 75 artış gösterdi.
- Almanya: 2025’in ilk dokuz ayında 930 İslamofobik suç bildirildi; bunlar arasında 31 cami saldırısı yer aldı.
Belçika’da Nefret Gündelik Hayata Taştı
Belçika da İslamofobinin gündelik yaşamda hissedildiği ülkeler arasında öne çıktı. Mayıs 2025’te Brüksel’in Molenbeek semtinde futbol holiganlarının Müslümanlara yönelik saldırıları kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Charleroi kentinde ise alkol servisi yapmayan Fas kökenli bir aile restoranının, inanç temelli tercihlerinin ardından hedef alınması, ayrımcılığın sıradan ticari ve sosyal alanlara kadar uzandığını gözler önüne serdi.
Siyasette Normalleşme Endişesi
Uzmanlar, İslamofobinin aşırı sağ partilerle sınırlı kalmayıp ana akım siyasi söylemlerde de yer bulmasından endişe duyuyor. Avrupa İslamofobi Raporu 2024, bu süreci “Müslüman karşıtlığının normalleşmesi ve kurumsallaşması” olarak tanımlıyor.
Analistlere göre bu durum, Avrupa’nın temel insan hakları ve eşit yurttaşlık ilkeleri açısından ciddi bir sınav anlamına geliyor.
Genel Değerlendirme
2025 yılı verileri, Avrupa’da İslamofobinin artık marjinal grupların işlediği münferit nefret suçlarından ibaret olmadığını net biçimde ortaya koyuyor. Ayrımcılık; kamu politikaları, medya dili ve siyasi söylemlerle beslenen derin ve yapısal bir toplumsal sorun haline gelmiş durumda.
Uzmanlar, bu gidişatın durdurulmaması halinde toplumsal kutuplaşmanın daha da artacağı ve Avrupa’daki sosyal barışın ciddi zarar göreceği uyarısında bulunuyor.
Halil Uygun

