Şimdi Herkes Gazeteci… Peki, Gerçek Gazetecilik Nerede?
Bir akıllı telefon, birkaç fotoğraf ve sosyal medya hesabı… Günümüzde kendisini gazeteci olarak tanıtmak hiç olmadığı kadar kolay. Ancak gazetecilik yalnızca haber paylaşmak değil; araştırmak, doğrulamak, sorgulamak ve gerektiğinde bedel ödemeyi göze almaktır. Peki, gerçek gazeteciliğin emeğini ne kadar takdir ediyoruz? Bir paket sigaraya 10 avro vermekten çekinmeyenler, neden Türkçe bir gazeteye 2-3 avro vermeyi gereksiz masraf olarak görüyor?
Şimdi Herkes Gazeteci… Peki, Gerçek Gazetecilik Nerede?
Bir akıllı telefon, birkaç fotoğraf ve sosyal medya hesabı… Günümüzde kendisini gazeteci olarak tanıtmak hiç olmadığı kadar kolay. Ancak gazetecilik yalnızca haber paylaşmak değil; araştırmak, doğrulamak, sorgulamak ve gerektiğinde bedel ödemeyi göze almaktır. Peki, gerçek gazeteciliğin emeğini ne kadar takdir ediyoruz? Bir paket sigaraya 10 avro vermekten çekinmeyenler, neden Türkçe bir gazeteye 2-3 avro vermeyi gereksiz masraf olarak görüyor?
Bir zamanlar gazeteci olmak kolay değildi.
Haberin peşinde koşmak, olay yerine gitmek, insanlarla konuşmak, belge toplamak, yetkililere ulaşmak, bilgileri doğrulamak ve ardından haberi okuyucuya ulaştırmak gerekiyordu.
Üstelik bugünkü teknolojik imkânlar da yoktu.
Ne akıllı telefon vardı ne de bir tuşla milyonlarca insana ulaşma fırsatı.
Gazeteci bazen saatlerce bir haberin peşinde koşar, bazen günlerce araştırma yapar, bazen de yazdığı haber nedeniyle tehdit ve baskılarla karşı karşıya kalırdı.
Çünkü gazetecilik yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluktu.
Bugün ise tablo oldukça farklı.
Herkesin elinde bir akıllı telefon var.
Bir fotoğraf çekiliyor, altına birkaç cümle yazılıyor ve sosyal medyada paylaşılıyor.
Ardından bazıları kendisini gazeteci olarak tanıtmaya başlıyor.
İyi de gazetecilik bu kadar kolay mı?
Bir haberi paylaşmakla gazeteci olunuyorsa, o haberi araştıran, doğrulayan ve sorumluluğunu üstlenen insanın emeği nereye konulacak?
Telefon sahibi olmak gazeteci olmak değildir
Elbette teknoloji büyük bir imkân.
Vatandaşların olayları görüntülemesi, yaşadıkları sorunları duyurması ve kamuoyunu bilgilendirmesi son derece değerlidir.
Hatta bazen sıradan bir vatandaşın çektiği görüntü, önemli bir olayın ortaya çıkmasına katkı sağlayabilir.
Ancak vatandaş gazeteciliği ile mesleki gazetecilik arasındaki farkı da unutmamak gerekiyor.
Gazeteci, gördüğü her şeyi doğru kabul etmez.
Duyduğu her iddiayı haberleştirmez.
Bir kişinin suçlamasını, karşı tarafın görüşünü almadan kesin hüküm gibi sunmaz.
Kaynağını sorgular, belge arar, bilgiyi doğrular ve kamu yararını gözetir.
En önemlisi de yaptığı haberin sorumluluğunu taşır.
Çünkü yanlış bir haber, bir insanın itibarını zedeleyebilir.
Bir aileyi zor durumda bırakabilir.
Bir işletmenin yıllarca oluşturduğu güveni sarsabilir.
Toplumda gereksiz korkuya ve kutuplaşmaya neden olabilir.
İşte bu nedenle gazetecilikte hız kadar doğruluk da önemlidir.
İlk paylaşan olmak marifet değildir. Asıl marifet, doğru haberi verebilmektir.
Sosyal medyada takipçi çok, sorumluluk nerede?
Bugün sosyal medya hesaplarına baktığımızda ilginç bir manzarayla karşılaşıyoruz.
Birileri başkasının hazırladığı haberi alıyor, birkaç kelimesini değiştiriyor ve kendi haberiymiş gibi yayımlıyor.
Kimi zaman kaynak belirtilmiyor.
Kimi zaman haberin doğruluğu araştırılmıyor.
Hatta bazen yıllar önce yaşanmış bir olay, bugün meydana gelmiş gibi yeniden dolaşıma sokuluyor.
Amaç çoğu zaman aynı:
Daha fazla görüntülenme.
Daha fazla beğeni.
Daha fazla takipçi.
Oysa gazeteciliğin ölçüsü yalnızca takipçi sayısı değildir.
Bir kişinin yüz binlerce takipçisi olabilir. Ancak bu, paylaştığı her bilginin doğru olduğu anlamına gelmez.
Aynı şekilde mütevazı imkânlarla çalışan bir gazetecinin takipçi sayısının az olması da yaptığı işin değerini azaltmaz.
Gazetecinin gerçek sermayesi takipçi sayısı değil, yıllar içerisinde kazandığı güvendir.
Ve o güven, bir günde kazanılmaz.
Gazetecilik alkış beklemek değil, gerektiğinde soru sormaktır
Gazetecilik yalnızca güzel haberler yazmak değildir.
Bir derneğin başarılı faaliyetlerini duyurmak elbette önemlidir.
Bir sporcunun kazandığı madalyayı haberleştirmek değerlidir.
Bir iş insanının başarısını topluma aktarmak da gazeteciliğin parçasıdır.
Ancak gazetecinin görevi bunlarla sınırlı değildir.
Gerektiğinde belediye yönetimine soru sorabilmelidir.
Bir siyasetçinin verdiği sözü neden tutmadığını araştırabilmelidir.
Toplumun karşılaştığı haksızlıkları gündeme getirebilmelidir.
Kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını sorgulayabilmelidir.
Bütün bunları yaparken kişisel hesaplaşmalardan uzak durmalı, iddiaları doğrulamalı ve kimsenin sözcüsü hâline gelmemelidir.
Gazeteci, herkesin hoşuna gidecek haberler yapmak zorunda değildir.
Ama yaptığı haberin arkasında durabilecek bilgiye, belgeye ve mesleki sorumluluğa sahip olmalıdır.
Gerçek gazetecilik, güçlülerin alkışını kazanmak değil, toplumun doğru bilgiye ulaşmasını sağlamaktır.
Reklam ile haber birbirine karıştırılmamalı
Bir başka önemli mesele de gazeteciliğin ekonomik bağımsızlığıdır.
Basın kuruluşlarının ayakta kalabilmesi için reklam gelirine ihtiyaç duyması son derece doğaldır.
Ancak reklam başka, haber başkadır.
Bir işletmenin reklam vermesi, o işletme hakkında yalnızca olumlu haber yapılacağı anlamına gelmemelidir.
Bir siyasetçinin basınla iyi ilişkiler kurması, eleştiriden muaf tutulmasını sağlamamalıdır.
Aynı şekilde reklam vermeyen bir işletmenin veya kişinin haber değeri taşıyan başarısı da görmezden gelinmemelidir.
Çünkü gazetecilik, kişisel dostluklara veya maddi çıkarlara göre şekillendiğinde güven kaybetmeye başlar.
Basının ekonomik olarak desteklenmesi önemlidir. Fakat bu destek, haberin bağımsızlığını ortadan kaldırmamalıdır.
Gazetecinin kalemi ne satın alınabilmeli ne de susturulabilmelidir.
Okuyucunun da sorumluluğu var
Bugün gazeteciliğin geleceğini yalnızca gazeteciler belirlemiyor.
Okuyucuların tercihleri de büyük önem taşıyor.
Bir haberi okumadan paylaşmak…
Kaynağını araştırmadan inanmak…
Doğrulanmamış iddiaları yaymak…
Emek verilerek hazırlanan bir haberi kaynak göstermeden başka yerde yayımlamak…
Bütün bunlar basın kültürünü olumsuz etkiliyor.
Okuyucu da kendisine şu soruları sormalı:
Bu haberi kim hazırladı?
Bilgiler nereden alındı?
İddialar doğrulandı mı?
Karşı tarafın görüşüne yer verildi mi?
Bu yayın kuruluşu yaptığı hatayı düzeltebiliyor mu?
Çünkü bilinçli okuyucu, kaliteli gazeteciliğin en önemli güvencelerinden biridir.
Biz bu mesleğin zorluklarını yaşayarak öğrendik
Yıllar içerisinde gazeteciliğin kolay taraflarını da zor taraflarını da gördük.
Haber peşinde koşmanın, bir olayın gerçeğini araştırmanın, insanlarla konuşmanın ve kamuoyuna doğru bilgi ulaştırmaya çalışmanın ne anlama geldiğini yaşayarak öğrendik.
Bu meslekte her zaman alkış yoktur.
Bazen eleştirilirsiniz.
Bazen yazdığınız haber birilerini rahatsız eder.
Bazen de günlerce emek verdiğiniz bir haberin değeri yeterince anlaşılmaz.
Ama gazetecilik yalnızca takdir görmek için yapılmaz.
Bu mesleği gerçekten seven insan, toplumun doğru bilgilendirilmesinin önemini bilir.
Elbette gazeteciler de hata yapabilir.
Önemli olan hatayı kabul edebilmek, düzeltmek ve aynı yanlışı tekrarlamamaktır.
Hiçbir gazeteci eleştiriden muaf değildir.
Ancak eleştiri yapılırken mesleğin emeği de yok sayılmamalıdır.
Son söz: Haber bedava olabilir, gazetecilik bedelsiz değildir
Bugün internet sayesinde habere ulaşmak çok kolay.
Bir tuşa basıyoruz, dünyanın dört bir yanından gelişmeler önümüze geliyor.
Ama unutulan önemli bir gerçek var:
O haberin arkasında çalışan insanlar bulunuyor.
Araştıran, telefon görüşmeleri yapan, olay yerine giden, belge inceleyen, yazan, düzelten ve yayımlayan insanlar…
Okuyucu bir habere ücretsiz ulaşabilir.
Ancak o haberin hazırlanması ücretsiz değildir.
Gazeteciliğin ayakta kalması için yalnızca gazetecilerin çabası yetmez. Okuyucunun ilgisi, güveni ve imkânları ölçüsünde desteği de gerekir.
Bugün Türkçe basına sahip çıkmak, yalnızca bir gazeteyi veya haber sitesini desteklemek değildir.
Kendi dilimize, toplumsal hafızamıza ve haber alma hakkımıza sahip çıkmaktır.
Elbette akıllı telefon kullanan herkes haber paylaşabilir.
Herkes fikirlerini yazabilir.
Herkes gördüğü bir olayı görüntüleyebilir.
Bunda yanlış bir şey yok.
Ancak herkesin haber paylaşabilmesi, herkesin gazetecilik yaptığı anlamına gelmez.
Çünkü gazetecilik, yalnızca gördüğünü yazmak değil; gördüğünün ardındaki gerçeği araştırmaktır.
Şimdi toplum olarak kendimize şu soruyu soralım:
Bir kahveye, bir sigaraya veya günlük keyiflerimize para harcarken düşünmüyoruz da bizi bilgilendiren, sorunlarımızı gündeme taşıyan ve sesimizi duyuran basına destek olmak neden zor geliyor?
Unutmayalım:
Gazeteler yalnızca kâğıttan, haber siteleri yalnızca ekrandaki yazılardan ibaret değildir. Onların arkasında emek, sorumluluk ve toplumun hafızası vardır.
Ve son olarak şunu söylemek istiyorum:
Herkes haber paylaşabilir, ama herkes gazeteci olamaz.
Haberin değeri kaç kişinin beğendiğiyle değil, ne kadar doğru olduğuyla ölçülür.
Basının kıymetini yalnızca sustuğunda değil, konuşabildiği zaman da bilmeliyiz.
Halil Uygun | Editör
Belçika'nın Sesi – www.belcikaninsesi.com

